Prof. Dr. Derman, çocuklara kötülük yapılmaması için uyardı: Din eğitiminde sınır 14 yaş

Çocuk ve Ergen Sağlığı Uzmanı Prof Dr Orhan Derman Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

– Çocukluğu, ergenliği, yetişkinliği yaşlarla net olarak çiziyoruz. Zihinsel gelişim olarak da bu kadar net mi?

Bir yaşına kadar olan dönem bizim için bağlanma dönemi, çocuğun hayatı ağzıyla tanıyabilmesidir. O dönemde çocuk güveni öğreniyor. İkinci dönem bir-üç yaşları arası istenç, kural koyma dönemi. Çocuk mamasını kendi yemek istiyor, bırakın yesin. Ağlamayı da bu dönem öğrenir.

– Neden ağlar çocuk?

Çocuk, her zaman kural bozucuya ağlar. Ağlama, hep yalancı ağlamadır. “Kural koyucuyu disipline et, benim üzerime gelmesin” diye, kural bozucuya bakarak ağlar.

– Kural bozucu kimdir?

Genelde babalar. Biz, “Ağlamaya teslim olmayalım” diyoruz. Çocuklar çok zekidir. Kendi çıkarları için her şeyi yaparlar. “Siz mi yoksa çocuk mu kural koyuyor” diye bakarız.

– Peki üçüncü dönem?

Üç ile altı yaşları oyun çağı. Çocuk oyuncaktan ziyade oyun arkadaşı arar. Soru bankası gibidir. Bu dönemde cinsel kimliğinin farkına varır. Erkek çocuk anneye hayran, kız çocuk da babaya aşık. Böylelikle cinsellik bir şekilde yapılanır.

– Çocuklar istismarı ne zaman anlar, aileler şüphelendiklerinde ne yapmalı?

Bu yaş aralığında cinsel istismar vakalarında oyun arkadaşı oluruz. Faili çocuğa oynatırız. Mağduru biz oynarız. Aile bir şeyden şüpheleniyorsa tacizi anlamak için çocuğu ile oyun oynamalı. Paniğe kapılmamalı, pekiştirici davranmamalı. Çocuk eylemi anlamaz, sadece kaydeder. Söyleneni değil, yapılanı yapar. Onun için bu dönem içerisinde bir istismar varsa çocuk yalan söylemez.

– 6 yaş sonrası dönemde peki?

6-12 arası, sorumluluk alma dönemi. Ergenlik dönemine kadar ailelerin çocuklarını yetiştirirken, yapacakları iki önemli ödev var. Kurallı yaşamı öğretmeleri ve sorumluluk verebilmeleri. Ama biz ödevlerini yapıyoruz, çantasını taşıyoruz… İnsanlar zorluklarla karşılaşacaklar. Küçük zorlukları yenebilenler büyük zorluklara da göğüs gererler. Biz çocuklarımızın hayatlarını çok kolaylaştırdığımız için çocuklar hayatta kırılıyorlar.

– Ceza ve ödülün eğitimdeki yeri nedir?

Verdiğimiz cezalarla, ödüllerle çocuğun eyleminin anlamını yitirmesine neden oluyoruz. Çocuk ceza almamak için savaşıyor, yalan söylüyor veya ödül için sadece sonuç temelli düşünüyor. Sebebi bizleriz.

– Şımartmadan özgüven nasıl yükseltilir?

Tek bir cümle söyleyeyim; çocuğunuz sizin yaşam standartınızdan daha yüksek düzeyde yaşamamalı. Yoksa ilk beğenmeyeceği, ilk tenkit edeceği, ilk feda edeceği insan siz olursunuz.

– Neden?

Çünkü çocuk soyut değil somut düşünür. Örneğin aybaşı oldu, çocuğun bir masrafı var ve aile bütçesinde önemli bir kalem tutuyor. Ailenin yaptığı hata, “Senin şu okulun olmasa biz bunları çoktan hallederiz. Bu fedakarlık senin için”.

– Nedir doğrusu?

Çocuğun hayatta etkilendiği en önemli konu anne ve babanın söylemeden hissettirebildiği mağduriyetidir. “Sen bundan sorumlu değilsin. En son feda edeceğimiz, senin okul masrafın” olmalı.

– Anne ve babalar kendi aralarındaki dengeyi nasıl sağlayacak?

Çocuk eğitirken koordineli ilerlenmesi gerekiyor. Eşlerden biri konuşuyorsa diğeri susacak. Onaylamadığını çocuğun olmadığı bir ortamda tartışacak. Tartışırken, olumlu ve olumsuz yönleri ortaya koyacak.

– Uzlaşamazlarsa?

Uzlaşamazlarsa fatura çocuğa çıkar. Bazen ailelerde eşler çocuğa daha iyi görünebilmek için iyi polisi oynuyorlar. İstediğimiz; iyi ve kötü polisteki rollerin değişimi. Çünkü kural, mutlaka kötü polislik gerektirir.

– Özdeşimde ilk anne ve baba, peki sonra?

Latans dönemde iki; öğretmenler. Bu dönemde çocuk “Öğretmenimi sevmiyorum” diyorsa, öğretmen değiştirin. Çocukların yüzde 90’ı “Öğretmen olacağım” der. Tercih ettiği meslek öğretmenlik değil, öğretmenin kendisidir. Özdeşimde üçüncü etken arkadaşlar. Ailede iyi-kötü arkadaş kavramı vardır. Çocuğunuzun iyi ve kötü arkadaşlarının kim olduğuna karar vermeden çocuğunuzla beraber onu tanımaya çalışın. Yoksa sizin kötü diye isimlendirdiğiniz arkadaşa çocuğunuzu itersiniz. Ergenlikte sizin iyiniz onun için kötü sizin güzeliniz onun için çirkindir. Bireyselleşme, çatışma ve karşı gelme ile olgunlaşır.

– Aileler çocukları ergenlikteyken çok sıkıntı yaşıyor. Bu dönemin olayı nedir?

Latans dönemden sonra, ergenlik döneminin ilkinde ikinci bireyselleşme başlıyor. Fiziksel ve cinsel gelişimlerinde epey bir mesafe alınıyor ama psikososyal gelişim aynı hızla olmuyor. “Akılları bir karış havada” diyoruz. Anneye babaya patlamalar, laf söylemeler, kapı çarpmalar, acayip jargonlar…

– Ailelerin tavrı ne olmalı?

Onaylamadığınız hiçbir davranışa, eyleme devam etmek zorunda değilsiniz. “Sen bunu bana nasıl yaparsın? Sen kim oluyorsun?”… Buna hiç gerek yok. “Kusura bakma, ben seninle bu şekilde konuşamayacağım” dersiniz. Bu kadar basit. Yüz göz olmayın. O dönemde çocuk; hormonların, inanılmaz bir fiziksel gelişimin etkisi altında ve bütünden kopma telaşı var.

– Nedir bütünden kopma?

Çocuklar anneleriyle, babalarıyla, ergenlik döneminde çok az zaman geçiriyorlar. Niye? Birey olabilmek için. Ama aile ortamları, masa başı sohbetleri çok önemli. Fikir vermeyin, alın. Öğretmeyin. Öğrenin.

“ÇOCUĞUNUZUN ARKADAŞI OLMAYIN”

– Arkadaş gibi mi?

Hayır. Bizim istediğimiz “yetkin” ebeveyn olabilmek. “Hiçbir şeyini kaçırmam, her şeyin farkındayım”. Çocuklar bu dönem ailelerinden çok ekstrem şeyler isterler. Bir şey istiyorsa bunun bedelinin olduğunu bilmeli. Örneğin bisiklet istedi. Siz de dediniz ki “Takdir getir, bisiklet alacağım”.

– Ödül olmuyor mu o zaman?

Zaten hayatımız hep ödüllerle geçiyor ama soru; ödülü nasıl değerlendirdiğimiz. Diyelim ki, çok çalıştı, çabaladı ama bir puanla kaçırdı. “Bisikleti alalım” olmamalı. Çocuk bir mücadele ile bir şeyin alındığını ve hak edildiğini öğrenmeli.

“MİŞ GİBİ HAYAT BOZAR”

– 1 puanla kaçırılmış bir hedefte, emeğine karşılık olarak bisiklet alınmamalı mı?

Genelde öyle düşünüyorlar. Ama sizin net bir çizginiz olsun. Diğer türlü hak edilemeyen bir şey, hak edilmiş gibi oluyor ve “miş” gibi hayat başlıyor. O ödül, o çocuğu o anda bozuyor.

– Bu dönemde maddi talepleri ile ilgili ne yapılmalı?

Erken ve orta ergenlik döneminde en önemli kavram grup arkadaşları. Grup arkadaşlarının dinamiği çok sert. Gruba uymazsanız, gruptan çıkartırlar. Çocuğun özgüveni ve kendini kabul ettirme süreci, cep telefonu ile çok ilgili. Eğer çocuğunuz kendini, arkadaş grubuna cep telefonsuz kabul ettiremiyorsa gruptan atılacaktır. Ama sizin doğrunuz, kullandığınızdan daha pahalı bir telefonu almamak. Bu ikilemi çok iyi dengelemek lazım. Eğer grupta kalabilsin diye üst kalitede telefon alıyorsanız, o çocukla daha çok çalışacağınız süreç var.

“ÖZGÜVENİN SINIRI VARDIR”

– Çocuk özdenetimi nasıl öğrenecek?

Özdenetim şu: Özgüvenin de bir sınırı olduğunu bilmek. “Küfür etmeme, şiddet uygulamama gerek yok. Kendimi ifade edebilirim” diyebilmeli. Onun için sohbet önemli ama sohbette pozisyonunuz asla değişmesin. Anneyseniz anne, teyzeyseniz teyze kalın. Saygınlığı muhafaza edin.

– Üniversiteye hazırlıkta aileler sınava kendileri girecek gibi stresliler. Bu süreçte doğru tavır nedir?

Ben sporcu sağlığıyla da uğraşıyorum. Aileler, çocuklarını yüzme havuzuna getiriyorlar. Türibünde çocuklarını seyrediyorlar. Kim kimi geçiyor, önde mi yoksa arkada mı kalıyor…

– Çocuklar da birinci olabilmek için mi yüzüyor?

Evet. İkinci, üçüncü olunca yüzmeyi bırakıyor. Bir gün çocuklar bana geldi. Aynı yaş aralığında yüzüyorlar. Hepsinin hedefi birinci olmak. Ben de “Olamaz ki” dedim. İçlerinden biri “Birinci olmayacaksam niye ıslanayım” dedi. Islanmayı düşünüyor.

– Bu tutum nasıl kontrol altına alınır?

Hedefi sadece birincilik olarak koymazsanız kontrol edilir. Başarılı sporcularımız var. Yurt dışından spor burslarını gösterdik. İyi şartlarda sporcu bursuyla okuyabilmek, o dereceleri tutturabilmek için yüzüyorlar, birbirleriyle değil, kendileri için yarışıyorlar.

“SPOR YAPAN ZAMANI YÖNETİR”

– Üniversiteye hazırlık döneminde çocuk müzik, spor yapılıyorsa bırakır. Bunun için yorumunuz nedir?

O kadar hatalı ki. Çocuğun belli bir süreden sonra sınav kaygısı inanılmaz artıyor. Aileler de çocuklarına “Hiçbir şeyle oyalanma, test çöz” diyor. Okul dışında ekstra yapılan şey başarıyı artırır. Çocuk, kendi kendini denetlemeyi, zamanını yönetmeyi çok iyi öğrenir.

– Mevcut eğitim sistemi çocukları gerçek hayata ne kadar hazırlayabiliyor?

Eğitim hep bir arayış içerisinde. Modeller bu kadar sık değiştirilmemeli. Okul öncesi eğitim çok önemli. Şu an zorunlu ama yapısı nasıl? Orada verilmek istenen davranışsal ağırlıklı bir eğitim olabilmeli.

“BİLMEYEN KARAR VERİCİLER, BİLEN YETKİSİZLER”

– Eğitimi sil baştan yapsalar, sizi de fikrinizi almak için davet etseler, ne dersiniz?

İşi ehline verdiğinizde, iş zaten yörüngesiyle devam eder. Bilmeyen karar vericilerle, bilen yetkisizlerin yaşantısıdır Türkiye. Karar vericiler çalışanlardan olacak. Çocuk 14 yaşına kadar ölümü anlamaz. Öğretene biat eder. Ondan sonra başınızı taşa vurursunuz. Çocuk o yaşa kadar soyut kavramla tanışmayacak, çünkü anlamıyor.

– “Biat” dediniz. Bazı çocuklar erken yaşta Kuran kurslarına veriliyor. Okullarda ders anlatan imamlar var. Böyle bir eğitimde sonuç ne olur?

İmama biat eder. Ben inançlı bir insanım. Fakat inanca en büyük zarar bu. Çünkü o zaman insan doğruya değil kişiye inanıyor, çok tehlikeli. Esas inananlara en büyük zarar bu olaylardan geliyor. Ölümü bile 14 yaşında kavrayan bir insana; felsefi düşünceyi, din, ahlak düşüncesini o yaştan sonra verebilirsiniz.

– Bu, çocukların geleceklerini nasıl etkiler?

Siz meslek verirsiniz, unvan verirsiniz, bir yerlere getirirsiniz. Belki de size hizmet ederler. Ama hiçbir zaman kendi doğrularıyla bir şey oluşturamazlar. Çünkü biat öyledir. Biat; devamlı arkasına dönüp onun sesini, soluğunu, nefesini alabilecek şekilde davranış gerektirir. Hiçbir çocuğa, somut dönem içerisinde bu kötülüğün yapılmaması lazım.

BOŞANMADA EN UZAK “BİR SOKAK ÖTE” OLMALI

– Boşanma sürecinde çocuk nasıl sağlıklı kalır?

Çocuk, kendi hayatının boşanma sürecinden en az etkilenmesine odaklanır. Odasının değişmesini, imkanlarının azalmasını istemez. Anne ve babasına her an erişmek ister. Ayrıldınız diyelim. Eşiniz bir sokak öteye taşımalı. Çocuk bu boşanmadan, yaşantısının olumsuz etkilenmediğini hissetmeli.

– “Çocuk şu yaşlardayken boşanmayı erteleyin” denilen bir dönem var mı?

Bazı evlilikler çocukları çok travmatize ediyor. Ama çocuklar, anne veya baba hasretiyle büyümemeli. Adam ya da kadın yok oldu. Aileden sevdiği birisi baba rolünü alabilir. Yerini doldurulabilecek birinin çocuk için çok sağlıklı olduğunu görüyoruz.

PORTRE: PROF. ORHAN DERMAN

1964’te Kocaeli’nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 2000’de yardımcı doçent, 2006’da doçent ve 2010’da profesör oldu. Araştırmacı Stecker Scholar ile Ohio Columbus Children’s Hospital’ı, Fellow olarak Children’s Hospital of Pittsburgh Adolescent Medicine Unit’i, Araştırmacı Fogarty Scholar ile Harvard School of Public Health’i ve Hacettepe Üniversitesi’nde öğrenci odaklı Psikolojik Danışma Birimini kurdu. 2019’da International Chapter Award Northern Hemisphere ödülünü aldı. Yüzün üzerinde SCI ve SCI Expanded kapsamındaki uluslararası dergilerde makalesi bulunan Derman, ergen sağlığı ile ilgili yedi kitap editörlüğü yaptı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ergen Sağlığı Bilim Dalında öğretim görevlisi ve üyesi olarak çalışıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir